|
Avrupa'da Kamping |
||||
|
[4]
Yemekten
sonra masanın yanındaki bankoya sırtımı vererek dinlenmeye başladım.
Hafiften de radyodan müzik dinliyorum. Parkın içindeki ve çevresindeki
yemyeşil ağaçlar, tertemiz hava ve kuş sesleri dinlenmemize
yardımcı oluyor. Parklar; sakatların da ihtiyaçlarını görebilmeleri
için düzenlenmiş. Lavaboda sudan faydalanmanız gerektiğinde
elinizi musluğun altına uzatmanız yeterli oluyor. Tuvalet için
kabinin kapısını açtığınızda, klozetin suyu otomatik
olarak akıyor ve bu işlem tuvalet kabinini terk ederken kapıyı
kapattığınızda bir kez daha tekrarlanıyor. Akşam
yediye doğru polis aracı geldi. Çöp sepetlerini kontrol
ettiler. Bunu, gecemizin rahat geçeceğine dair bir ışık
olarak gördük. Fakat gelişen olaylar, geçecek zamanın hiç de
öyle huzurlu olacağını göstermedi. Üç polisten ikisi resmi
elbiseliydi. Polislerden biri kimliğini çıkararak kendilerine
yardımcı olmamızı istediler. İlk önce "ne kadar sigaramızın
olduğunu sordular ve onları masa üzerine koymamızı"
istediler. Üç karton Ballıca sigarasını masanın üzerine
koyduk. Araç içindeki birkaç paket sigarayı da masanın üstüne
koyduk. Arka bagajı açmamızı istediler. Polislerin niyetini
ancak anlıyorduk. Arka bagajdaki, içinde hazır yiyecek, tabak
ve tencere olan plastik kapları dışarıya aldık. Arka bagajı
didik didik aradılar. Ben "Niçin böyle yapıyorsunuz?"
diye sorduğumda "esrar" aradıklarını söylediler.
Arka bagajda otogaz deposunu görünce "Sizin araç otogazlı"
diyerek hayretlerini ifade ettiler. Hayretlerini normal karşılamak
gerekir. Genelde Avusturya'da otogaz kullanılmıyor. Sürücü
koltuğunun altında sakladığım para cüzdanını buldular. İçini
kontrol etmediler. Sonra aracın arka koltuklarını kaldırdılar.
Aracın torpido gözünü ve ön alt kısımda bulunan elektrik
kablolarının olduğu alana baktılar. Bilahare sıra araç üstü
bagajını aramaya geldiğinde polise, “Bu davranışlarınızdan
çok üzülüyorum. Kötü iş yapanları çehrelerinden tanımanız
gerekir." dedim. Yanıtları, "Biz bu tür insanları
tanıyoruz" oldu. Geri zekalı adamlar, benim altımda 1992
model Lada var ve aile olarak yolculuk ediyoruz. Böyle işleri
yapanların altında Lada olur mu? Ayıpları kendilerine. Aracın
üst bagajını açtık. Bir portatif masa, üç sandalye, üç
uyku tulumu, üç şişme yatak ve çadırı da üstünkörü
kontrol ettiler. İşlemler bittikten sonra "özür
dilediler" ve Türkiye'de havaların nasıl olduğunu
sordular. Eşim ile kızım aracı toplarken, akşam parkta yatmamızı,
iki adet ışıklandırma ile rahat edemeyeceğimizi, 25 kilometre
uzaklıktaki "Raststation" ‘a gitmemizi, orada benzin
istasyonunun olduğunu, ışıklandırma ve alış veriş merkezi
olduğunu söylediler. Biz parktan ayrılırken polisler başka
bir aracı kontrol ediyorlardı. Yabancı plakalı araçlara aynı
bizlere yapılan uygulamayı yapıyorlardı. O
gece Raststation’da çok rahat ettik. Eşim ve kızım araçta
uyudular. Ben de uyku tulumu içinde, araç yanında çimen üstünde
uyudum. Sabah saat 05:00 ‘te kalkıp araca otogaz alarak yola
devam ettik. Viyana'ya uğramadan şehir dışından Budapeşte'ye
doğru yolumuza devam ettik. Viyana - Budapeşte arası 250
kilometre olduğundan Avusturya hudutları dahilinde otoban kenarındaki
parka girerek sabah kahvaltımızı yaptık. Parktaki ağaçlarda
armutlar olmaya başlamıştı. Saat
08:30 ‘da Macaristan sınırına geldik. Pasaport kontrolünden
sonra gümrükçüler yolumuza devam edebileceğimizi söylediler.
Araçta herhangi bir arama yapmadılar. Araç için Macaristan
otobanı haftalık yol kuponu aldık. Aracın sol üst kısmına
yapıştırılan kupon için 1400 Forint ödedik. Sınırdan
Budapeşte'ye kadar olan 200 kilometrelik yol boyunca hiçbir
yerleşim alanı görmedik. Budapeşte girişinde trafik durmuştu.
Sol şeritten giden son model bir araç otoban koruluklarını aşarak
ağaçlara yan yaslanmış durumdaydı
ve aracın üst kısmı tamamen ezilmişti. Olay yerinde
cankurtaran ve itfaiye bulunuyordu. Trafik
yavaş yavaş akarken sağ tarafta "danışma" işaretini
gördük. Saat 09:30 olmasına rağmen danışmada kimse
bulunmuyordu. Yarım saat kadar bekledik. Internetten çıkardığım
kampingin nerede olduğunu
öğrenmek istiyordum. Hiçbir şey öğrenemeden ayrılmak
zorunda kaldık. Artık anlayın nasıl bir danışma bürosu.
Yalnız, Budapeşte'nin gezilecek yerlerini gösteren bir broşüre
sahip olduk. Sorarak kampingi aramaya koyulduk. Kampingin şehir dışında
olduğu, diğer kampinglerinde aynı konumda olduğunu söylediler. Budapeşte'de
kalmak için iki kamping belirlemiştik. İlk olarak Budapeşte
merkezden 40 kilometre uzaklıktaki Sztendere‘deki kampinge
gittik. Internette sahibi Eva ile yazışmıştık. Yazışmaları
hatırladı ancak yazışmamızda belirttiği fiyatın üstünde
teklifte bulundu. Fiyatı uygun bulmadık. Hem de şehir
merkezinden çok uzaktaydı. Her gün tren çekilmezdi. Tekrar
Budapeşte'ye gelerek Zugligeti Niche Camping‘e yerleştik. Üçümüz
de çok yorgunduk. Kızım çadırı kurmaya yardım etmeden çimen
üstünde uyumaya başladı. Eşim yemek hazırlığına girişti.
Bugün havanın çok sıcak olması yorgunluğumuzu artırdı,
sanki pestilimiz çıktı. Yemekten önce birer adet aspirin aldık.
Yemek yer yemez uykuya giriştik. Ben yatmadan evvel uyku ilacı
almayı tercih ettim.
Niche Camping
Gecelik
ücret; Kişi
850 Forint, Oto 750
Forint, Çadır
500 Forint
(Büyük çadır 900 Forint'dir ), Elektrik 450 Forint
Ölçüleri
2.000 x 1.800 mm olan çadırlar küçük ölçekli sayılmaktadır.
Bizim çadırımız bu boyutlarda olduğundan 500 Forint’lik ödeme
yaptık. Kamping tamamen geniş yapraklı yüksek ağaçlarla kaplı, dolayısıyla gökyüzünü görme imkanınız yok. Kamping alanında yer bulmakta zorluk çektik. Zorla diğer çadırlar arasında bizlere yer açtılar. Birçok Avrupalı aile ve genç Budapeşte'yi görmek için buraya akın etmişler. Kampingde lokanta da var. Her zaman sıcak suyu akan banyo bulmanız mümkün. Her yer tertemiz. Haddinden fazla görevli hizmet işlerini yapıyor. İlk geldiğimde çadırı kurduktan sonra banyoya gittim. Yorgunluktan olsa gerek pantolonumu banyoda unutmuşum. Biraz sonra geldiğimde pantolon yerinde yoktu. Kamping müdüriyetine müracaat etmeme rağmen yazlık pantolon bulunamadı.
Niche Camping ve lavaboları
Budapeşte'de
ilk gün programsız olarak gezmeyi önerdiğimde aile fikrimi
kabul etti. Görünüşe göre gezmek istiyordum. Daha doğrusu bu
bir soluklanma kabul edilebilir. Budapeşte hakkındaki dokümanlar
kızımın çantasındaydı. Zaman zaman dikkati çeken notları
bizlere aktarıyordu. Bir ara, "Budapeşte'de her zaman yağış
olur" cümlesini okudu. Ben de "Bu mevsimde yağış
olur mu?" diye yanıt verdim. Sabah
ilk olarak kalktım ve çay suyunu koydum. İstanbul'da olduğu
gibi çay demlemiyoruz. Hem zaman alıyor hem de ayrı bir damak
tadına varıyoruz. Kahvaltımızı kuş sesleri arasında gayet
kuvvetli yaptık. Kahvaltı bittiğinde, yazın ortasında müthiş
bir yağmur yağmaya başladı. Yağmura karşı yanımıza şemsiye
almamamızın cezasını daha ilk günden çekmeye başladık. Eğer
bir kez daha Budapeşte'ye gidecek olursam, muhakkak şemsiye
alacağım. Elimizdeki notlara göre, Budapeşte'nin devamlı yağışlı
olduğunu okumuştuk ama yazın en sıcak mevsiminde yağmur yağmasının
imkansız olduğunu düşünerek şemsiye almamıştım. Dolayısıyla
çadır içinde zaman geçirmeye çalıştık. Ama nasıl yağıyor,
tarif etmek imkansız. Arada sırada şimşekler çakıyor ve ardından
çok kuvvetli bir gök gürültüsü geliyor. Şansızlığın bu
kadarına da pes doğrusu. Halbuki, bugün şehrin Buda kesiminde
dolaşmak istiyorduk. Yağmur saat 14:00 ‘e kadar devam etti. Üşüdüğümüzden
sıcak bir çorba içtik ve hemen yola koyulduk. Kampingin çıkışında
158 numaralı otobüslerin durağı bulunuyor. Kampingin olduğu
bu hattaki en son otobüs durağı. Otobüs durakta bekliyordu.
Kampta herkese otobüslerin hareket saatlerini bildiren ilan vermişlerdi.
Vaktinde durağa gittik. Durakta hiç kimsede bilet olmadığından,
Buda'ya kadar 10 kilometre yürüdük. Bu arada hafif hafif yağmur
yağmaya başladı. Moskova meydanına yürüdük. Yola çıktığımızdan
beri İstanbul'a telefon açmamıştık. Gazete bayiinden telefon
kartı alarak, Türkiye'deki tanıdıklar ile hasret giderdik. Eşimin
"Şu an Budapeşte, Moskova meydanından telefon
ediyorum" diye telefonda konuşmaya başlaması dikkatimi çekti.
Yağmur devam ettiğinden kapalı bir yer aradık ve bulduk.
Elbise, ayakkabı ve giyim eşyalarının satıldığı büyük
bir mağaza olan Mammut‘a girdik ve birkaç şey satın aldık.
Genelde fiyatların yüksek olduğunu söyleyebilirim. Burada bir
işçi veya bir memur, aylık olarak takriben 85.000 Forint alıyor.
Mağazalarda mallar çok kalitesiz.
Budapeşte, Moskova Meydanı Sakalları
uzamış, hırpani tipli, yanında köpeği ile dolaşan pek çok
insana rastlıyorsunuz. Ama katiyen dilenmiyorlar. Yani şarapçılar
ve tinerciler haddinden fazla görülüyor, şehir merkezi olduğu
için dikkatimizi çekti. Bu arada temiz giyimli, kravatlı
beylerin de köpeklerini gezdirdiklerini görebilirsiniz. Herhalde
burada köpekle birlikte yaşamak bir tutku. On
gün Budapeşte'de kalacağımızdan, haftalık seyahat kartı aldık.
Bir kişi için haftalık seyahat kartı 1.950 Forint'tir. Bu kart
ile geçerli olduğu süre içinde; metro, troleybüs, tramvay ve
otobüse istediğiniz gibi biniyorsunuz. Zaman zaman kontrol
memuru gelerek kartlarınızı kontrol ediyor. Seyahat kartlarını
günlük, üç günlük, haftalık ve hatta yıllık olarak satın
alabiliyorsunuz. Günlük bilet aldığınızda otobüse bindiğiniz
araç girişindeki bilet iptal makinelerinden faydalanıyorsunuz.
Otobüse girişte biletlerinizi muhakkak iptal edin. Kontrol geldiğinde
cezalı duruma düşebilirsiniz. Budapeşte'nin
trafiği çekilecek gibi değil, yollar çok kötü. Tahmin
edebilim ki tüm araçların rotları bozuktur. Bu yollarda son
model arabalara yazık oluyor. Eski model araçlar ise bu yollara
alışmışlardır. Burada rot ve balans işi yapan bir iş yeri büyük
paralar kazanabilir. Dünkü
çok sıkı yağmurdan sonra bugün hava pırıl pırıl. Hava güzel
olduğundan, sabah kamping çevresindeki kuşların cıvıltısı,
ormanı şenlendiriyordu. Hiçbir program yapmadan Buda'ya indik.
158 numaralı otobüsümüz Moskova meydanında son durak yapıyor.
Erken saatlerde genellikle açık renk elbiseli insanlar bir
yerden bir yere koşturuyorlar. İşlerine koşturan bu insanlar,
sıkıntılı trafikte dolu otobüs ve tramvaylarda yol alıyorlar.
Her şeye rağmen araçlar trafik kurallarına uyuyor. Şehir içinde
turist aracı görmeniz imkansız. Araçta zaman kaybı ve park
sorunu, kısa zamanda çok yer görmek isteyen turistlerin araçları
ile gezmelerini engelliyor.
Budapeşte'deki Margit köprüsünün ortasından, sol ve sağ görüntüsü
İlk
olarak Margit köprüsünü gördük. Buda tarafında, yemyeşil
çevrede, düzenli ağaçlar arasından geçerek St. Matthias
kilisesine gidiyoruz. Turlara ait turist otobüsleri yol kenarında,
gezi yapan turistleri bekliyorlar. Kilisenin kapısından girişte,
iki kişi keman ile solo yapıyor. Yukarıya çıktığımızda
turistlerin bolluğundan hayrete düştük. Matthias kilisesi
muhteşem bir yapı ve çevre düzenlenmesi kilisenin ihtişamını
bir kat daha artırıyor. 1471 yılında Kral Matthias ilk kez bu
kilisede tacını giydiğinden, kilise Matthias ismi ile anılıyor.
Kiliseye giriş kişi başı 500 Forint olup içerideki müzeyi de
ücretsiz gezebilirsiniz. Meryem Ana kilisesi olarak ta bilinen
kilisede çok kıymetli dini ve tarihi eşyaları yakından
inceleyebilirsiniz. Tabii bu ayrı bir merak ve bilgi konusudur.
Kilise girişinde Cuma günü kilisede yapılacak org konserinin
ilanları bulunuyor. Kilisenin bir şapelinde de Osmanlı'dan
kalma dev bir tespih bulunuyor. Ayrıca Macaristan Kraliyet
ailesinin yeraltı mezarları da burada bulunuyor. Birkaç
kilometre yürüdükten sonra "Kraliyet Sarayı" çevresine
geliyoruz. Saraya teleferik ile çıkmak mümkün. Teleferik ile
çıkış kişi başı 400 Forint. Turlar bu yolu kullanıyorlar.
Biz, biraz yorucu olmasına rağmen ağaçlar arasından döne döne
yukarı çıkıyoruz. Her yükselişte şehri panoramik olarak
seyrediyoruz. Kraliyet sarayının mimarisi gerçekten muhteşem.
Sarayın orta kısmını dikdörtgen şeklinde bir meydan oluşturuyor.
Çevre düzenlemesinde tarihi mekan ön plana çıkıyor. Sarayın
çeşitli bölümleri müzelerden meydana gelmiş. Tarih Müzesi,
İşçi Hareketi Müzesi ve Müzik Tarihi Müzeleri gezilebilir.
Diğer yazılarımızdan ve gelişmelerden haberdar olmak istiyorsanız lütfen TIKLAYIN Düşüncelerinizi, önerilerinizi, isteklerinizi, bilgi ve görüşlerinizi bizimle paylaşmak istiyorsanız lütfen TIKLAYIN
|
© 2002
www.1de1.com