Avrupa'da Kamping

 

[5]

 

Yüzlerce turist çevrede fotoğraf ve film çekmekle meşguller. Gezilerini resimlendirmek arzusundalar. Tepedeki bu saraydan Tuna Nehri üzerindeki köprüleri ve Peşte'yi seyretmek çok zevkli oluyor. Tuna Nehri sapsarı rengi ile dikkat çekiyor. Nehir üzerindeki büyük ve küçük kapasiteli tekneler, hem yük taşımacılığı hem de turistik geziler yapıyorlar. Öğlen yemeğimizi; o da ton balığı ve kola, parkta oturarak yedik.

 

Sayılı günler çabuk geçiyor. Hava bazen güneşli, bazen bulutlu oluyor. Yağmur yağdığında, muhteşem Budapeşte bir kimsesiz şehir halini alıyor. Parklarda köpekleri ile bir ağaç altına sığınan alkolikler, evsiz barksız aileler insanı hüzünlendiriyor. Güneşli günlerde boylu boyunca banklara uzanmış insanlar zaman öldürüyorlar. Tüm kişiler parklarda boylu boyunca uzansalar da yeşillikler arasında sizlere de yer vardır. Parklarda yatan bu insanların bir çoğu hastalıklı ve yara bere içindeler. Çevrelerinden geçen insanlar ilgisiz ve umursamazlar. Muhteşem Budapeşte'nin insanlara sunabileceği bu görüntülerle sarsıcı duygulara kapılıyorsunuz.

 

Akşam üzeri, çalışmayan veya emekli olan kişiler muhakkak, eğer varsa köpekleriyle parklara doluyorlar. Parkların çok bakımlı olduğunu belirtmek isterim. Bazen bankta iki yaşlı bay birbirlerine hararetli bir şeyler anlatıyorlar.

 

Buadapeşte'deki süpermarketlerde kalitesiz ve çok pahalı mallar satılıyor. Marketler genellikle bomboş. Alım güçleri ekonominin hareketlenmesini etkiliyor. Budapeşte'de en dikkat çekici unsur; her sokak ve caddede birkaç kitap satış evi bulunması. Kitapçılarda muhakkak birkaç kişi bulunuyor ve kitapları ayak üstü tetkik ediyorlar. Bazı kitapevleri ise, belirli bir türün kitaplarını satıyor. Özel konularda kitap satan bu kitapçıların da çok müşterisi var. Şehrin her yerinde bayan kuaförlerinin çokluğu göze batıyor. Kadınlar giyim ve bakımları ile kendilerine çok dikkat ediyorlar. Erkek berberi görmedim, varsa da çok az olsa gerek.

 

Budapeşte gezimizde Margit ve Szechenyi köprülerinden sık sık geçtik. Szechenyi köprüsü çelik konstrüksiyon olup girişlerinde büyük boylarda mermerden aslan heykelleri var. Bu köprü bir mühendislik harikası. Onu gerçekten çok sevdim; her geçişimde onu sevdim, okşadım.

 

Szechenyi Köprüsü'nün muhteşem gece görüntüsü

 

Budapeşte'yi ikiye ayıran Tuna Nehri üzerinde dokuz adet köprü saydım. Nehrin üzerinden geçerken her iki yöne bakarak hoş görüntüleri keşfedebilirsiniz. Hatta eşinizi de yanınıza alarak bir hatıra fotoğrafı çekmeniz mümkün.

 

Vaci Utca'yı gezmek önemlidir. Burası şehir merkezi olarak biliniyor. Gençler Vaci Utca'yı çok seviyorlar. Bir yanda sokak çalgıcıları bir yanda sokak ressamlarının bulunduğu bir mekan. Bakımlı bayanlar bilhassa burada piyasa yapıyorlar. Çiftler akşam eğlence programlarını bu mekanda yapıyorlar. Budapeşte'nin açlık ve sefaletini bir an da olsa görmemek ve hissetmemek için önemli bir yer.

 

Vaci Utca

 

Buda Kalesi, aslanlı köprünün tam karşısında. Buda Kale Sarayı’nın haşmetinden büyük zevk alacaksınız. 

 

Buda Kalesi, uzaktan

 

Buda Kalesi, içeriden

 

Karşı taraftaki Parlamento Binası da muhteşem görüntüsü ile ayaklarınız altında. Kraliyet sarayında fotoğraf makinesindeki son filmi çekmiştim. Fotoğraf makinesi filmi geri sarmakta direndi. Japon malı makineden ancak Japonlar anlar diyerek Japon aramaya koyuldum. Birinin Japon olduğunu hissettiğimiz üçlü gruba yaklaştık. Gruba yaklaşırken herhangi bir lisanı tercih etme aşamasındayken aramızda Türkçe konuşuyorduk; üçlü gruptan biri, "Siz Türk müsünüz? " dedi. Bu üç kişiden biri Japon diğer ikisi de Macar olup Ankara Üniversitesinde Macar ve Türk Dili üzerine öğrenim görüyorlarmış. Biraz sohbet ettik. Fotoğraf makinesinin arızasını gideremediler. Sonra aşağıya indiğimizde bir Fotex mağazasının karanlık odasından filmi temiz olarak çıkardılar.

 

Parlamento Binası'nın muhteşem görünümü

 

Yine bir gün Peşte'de St. Stephan bazilikasına giderken; kızım karşıdan gelen iki kızdan birinin blue jeanini görerek ”Bu kotun aynısı ben de var" diye annesine söylerken, iki kız birden "Siz Türk müsünüz?" diye sordular. Kızların yanında aileleri yoktu, uzun boylu konuşmadık. Onlar da Budapeşte'yi gezmeye gelmişler. Bu iki olay dolayısıyla yabancı bir ülkede isterseniz yalnız kalmayabileceğinizi anlıyorsunuz.

 

St. Stephan Heykeli

 

St. Stephan bazilikası herkesin bildiği basit bir kilisedir. Girişte ücret aldıklarından "herhalde bir özelliği vardır" düşüncesi ile önden eşimi içeriye yolladık. Girmesi ile çıkması bir oldu. "Kazıklandık" diye feryat ediyordu. Yine de buraya gelmemizin bir faydası oldu. Kilisenin girişinin üst tarafında altın harflerle yazılı Latince cümle günümüzün dinlenme anlarında fikir yürütmemizi sağladı. Kilisenin ihtişamına uygun deyim "Hayatın gerçeği insanın içindedir." Anlamı hakkında fikir yürüterek iyi vakit geçirebilirsiniz.

 

Akşam deyim yerinde ise turşu gibi kampinge döndük. Kampinge gelirken Moca kahve almıştım. Kahveyi içmeden evvel bir duş alıp çadırların yanına geldiğimde eşimin ve kızımın çadırda uyumaya başladıklarını gördüm. Kahveyi içerken bir kaç not daha çıkardım. Ben de bir şey yemeden aspirin alarak erkenden uyumak için yatağa girdim.

 

Niche Kamping, Zugliget caddesinin sonunda bulunuyor. Hemen kampingin yanı başında Buda'nın en yüksek tepesine çıkan teleferik var. Kamp yerini bulmak için teleferik istasyonu çok önemli bir mihenk taşı. Caddenin aşağısına doğru Amerikan, Kanada ve Cezayir konsolosluklarına ait malikaneler bulunuyor. Binalar ve binaların çevre düzenlemeleri çok güzel. Amerikan konsolosluğu, Parlamento Binası’nın bulunduğu meydanda. Binanın etrafı sivil ve resmi polis kaynıyor. Bu caddede araç geçişleri trafiğe kapalı.

 

Kampingler için bir not düşmek istiyorum. Bir kere kamping, şehir merkezine yakın olmalıdır. Bu gezileriniz için zaman kazandırır. Ne kadar gecelik ücret ödeneceği de mühimdir. Ve daha da önemlisi sivrisineklerin olup olmadığıdır. Bu alternatiflere göre seçme olasılığı olduğuna dikkat edilmelidir.

 

Peşte'de gezilecek yerlerden biri de Hösök Meydanı (Kahramanlar Meydanı) ve çevresidir. Moskova meydanından otobüse binerek Nyugat‘e geldik. Oradan da metroya binerek Varosliget’e ulaştık. Bizler buraya gelirken hakikaten zorluk çektik. Yazı dizisinin mantığının dışına çıkmamak için anlatmıyorum ama Varosliget'e nasıl gidileceğini yazıyorum. Varosliget'te Güzel Sanatlar Müzesi, Modern Sanatlar Müzesi, Botanik Bahçesi ve hamamlar bulunmaktadır. En azından beş saatinizi alacak bir gezi alanıdır. Çok büyük parkında da dinlenme olanağı buluyorsunuz. Çimenlere sereserpe yatabilirsiniz.

 

Hösök Meydanı

 

İlgi alanım dolayısıyla; meydandaki zafer anıtlarını fotoğrafladıktan sonra Güzel Sanatlar Müzesi’ni ziyaret ettik. Müze binası dışarıdan görülmeye değer. Fakat iç kısımda sergilenen resimlerin, benim müzecilik kültürümle uzaktan yakından alakası yok. Alt katta Etrüsk, Grek, İtalyan ve Mekadonya kazılarına ait bulgular sergileniyor. Kazıları yapanlar hakkında uzun uzun bilgi verilmiş. Bir bölümde de Mısır'da yapılmış kazıların bulguları bulunuyor. Güzel Sanatlar Müzesi’nde bu tür sergilemenin olmasına mantığım erişmiyor. Bununla birlikte seramik ve tunç bulgular dikkat çekiyor. Bu arada bir iki tane kırık dökük heykel de bulunuyor. Diğer katlarda bazı Macar ressamlarının İsa ve havarilerine ait yüzlerce yağlı boya resim var.

 

Güzel Sanat Müzesi’nin tam karşısında, meydanın diğer tarafında Modern Sanatlar Müzesi bulunmaktadır. Eşim ve kızım çok yorgun düştüklerinden burayı tek başına gezmek zorunda kaldım. Bu müzede Pazusyl isimli bir ressam beni çok etkiledi. Bu ressamın ismini kafanızın bir yerine koyun. Bu kişi için kocaman bir alan ayırmışlar, burada yüzlerce eseri sergileniyor. Kara kalem ve çini mürekkeple çalışıyor. Dünyayı nasıl da güzel hicvediyor. Olmaz böyle şey. Bu tip sanatkarlar Dünyayı değiştirmekte etken olacaklardır.

 

Modern Sanatlar Müzesi’nde, Rozsda (1913 - 1999)  isimli ressamın da Macar toplumunda çok önemli yeri olduğunu eserlerinden anlayabilirsiniz. Bu kişi için özel çıkarılan kitabın "yok" sattığını öğrendik. Vitrinde bir kitabı kalmıştı. Rica etmemize rağmen satın alamadık.

 

Meydanın bir ucunda Szechenyi kaplıcaları bulunuyor. Söylendiğine göre Avrupa'nın en büyük ve en sıcak (77 derece santigrat) termal banyoları buradaymış. Banyo ve kaplıcaları kullanmadık.

 

Varosliget meydanına girişte Türk elçiliği bulunuyor. Bembeyaz binanın önünde Macar bir görevli nöbet tutuyor. Tüm Budapeşte'de birçok turizm bürosuna rastladık ama bu büroların hiçbirinde Türkiye'de tatil yapılması için bir broşür görmedik. Bu işlerin elçiliklerin görevi olması gerekmez mi?

 

Budapeşte'ye gidince "Gül Baba" ‘ya gitmemek mümkün mü? Böyle düşünerek Török caddesinden yokuş bir yoldan yukarıya tırmandık. Gül Baba Türbesi oldukça yüksek bir yerde. Buradan Parlamento Binası’nı görmek de mümkün. Türbenin etrafı çok güzel düzenlenmiş ve giriş ücretli. İstanbul'da yüzlerce benzer türbe gördüğümüzden içeri girmedik.

 

Gül Baba Türbesi’ni gezdikten sonra Tuna Nehri’ni ayıran Margit adasına gittik. Hava yine kararmaya başladı, buna rağmen ada içinde ilerledik. Yine muhteşem bir park ile karşı karşıyayız. Macar'lar bu işleri çok iyi yapmışlar ve koruyorlar. Spor yapan gençler, şehrin dışında temiz hava soluyorlar.


 

Diğer yazılarımızdan ve gelişmelerden haberdar olmak istiyorsanız lütfen TIKLAYIN

Düşüncelerinizi, önerilerinizi, isteklerinizi, bilgi ve görüşlerinizi bizimle paylaşmak istiyorsanız lütfen TIKLAYIN

 

© 2002

www.1de1.com