|
Maceranın Pusulasıyla Mavi ve Yeşile Yolculuk |
||
|
-6-
Şu andan itibaren gezimizin en ilginç bölümünü ibret ve hayretle okuyacaksınız. Prizren-Dubrovnik yol hattında yol alırken bir takım notlar alarak ilerlemeseydim, anlatının başını veya sonunu bulmakta zorluk çekerdim. Sizler de bu bölümü okurken oldukça şaşırabilirsiniz.
Her şey Prizren’den çıktıktan sonra başladı. Otelde kahvaltı yapamadığımızdan kentten çıkana kadar yol üzerinde sağlı sollu cephelerde lokanta ve cafe aradık. Bir lokanta tabelası görerek aracı park ettim. İçeri girerek garsona “Çay, kahve veya çorba olup olmadığını“ sordum. Yanıt, “hayır” dı. Lokantada sabah sabah köfte pişiriliyordu. Araca dönerek, “İçecek hiçbir şey olmadığı, yalnız köfte olduğunu“ söyledim. Prizren kentinden 5 km uzaklıktaki bir marketten kola ve bisküvi alarak uygun bir benzin istasyonuna aracımızı çektik ve sabah kahvaltımızı yaptık. Eşim, “Neden köfte yedirmedin, Prizren köftesi meşhurdur“ diye serzenişte bulundu. Şu köfteden yana yolda şanslı değilim. Tekirdağ’da da köfteciye girememiştik.
Djakovica ve çaresizliği
Djakovica
Yolumuza Djakovica, Decani ve Pec üzerinden devam ettik. Şehirlerarası yollar şehir içinden geçmektedir. İyi de oluyor. Hiç olmazsa insanlarını ve mağazalarını görüyoruz. Trafik işaretleri kesinlikle yok sayılabilir. Sürücüye yardımcı olabilecek tek tük işaretlere bazen rastlamak mümkün. Özellikle yol ayrımlarının hangi kente gittiği ya da hangi kente vardığınızı bildirecek trafik levhaları bulunmamaktadır. Yol üzerinde bol bol KFOR ve UN araçlarını görüyorsunuz. Bu insanlarda alışkanlık olduğundan yol tabelalarının olup olmadığının farkında bile değiller. Şehirlerarası yol tek gidiş geliş olarak yapılmış. Yoğun trafik olmadığından yeterli sayılır. Asfalt yolun orta beyaz çizgilerini bazen görebilirsiniz. Yol kenar çizgileri ise hiç yoktur. Gece sürüşleri zor olsa gerek.
Djakovica Köprüsü
Pec’den sonra artık ormanlara ve devamlı dönüş ve keskin virajlara teslim oluyorsunuz. Aracımız 1849 metre yükseklikteki Cakor dağ geçidine bir saatte varabildi. Bu zaman sadece dağ tırmanış zamanıdır. Yokuş yukarı çıkarken, dönemeçlerde en düşük vitesle gitmek zorundasınız. Neyse ki aracımızda hararet sorunu olmadı. Cakor dağ geçidine varılması için 2252 metre zirve yükseklikteki Rugovo dağının eteklerinden döne döne yol alıyorsunuz.
Cakor Dağ Geçidi
Dağ geçidine geldiğimizde Kosova Cumhuriyeti çıkış hududuna geldik. Önümüzde birkaç araba vardı. Çıkış merkezinde gümrük polisleri ve Birleşmiş Milletler askerlerinden birkaç subay bulunuyordu. Önümüzdeki araçlar çıkış işlemlerini yaptıktan sonra sıra bize geldi. Kısa zamanda pasaport kontrolleri yapılarak Sırbistan-Karadağ hudut girişine yol aldık.
Cakor Dağ Geçidi ve Hudut Kapısı
Sırbistan-Karadağ gümrüğüne girmek için en az 5 km yol aldık. Bu geçiş anında dağın tepesinde dümdüz yol katediyorsunuz. Dağ çıkışında ve sonrasında her taraf çam ormanları ile çevrilidir. Tertemiz hava ciğerlerimizi rahatlatıyordu. Gerek bu yolda ve gerekse tırmanış süresince hiç sigara içmek aklıma gelmedi. Tertemiz havanın esiri olmuştum.
Sırbistan-Karadağ hudut kapısı görünmeden en az iki yüz aracın arkasında kuyruğa girdik. Aracın kapılarını açarak temiz hava ziyafeti çektik. Sırp hudut kapısını görmek için yürüyüş yaptım. İçeriye üçer araç alarak araç kontrol ve pasaport kontrolü yapıyorlar. Nefis orman içinde sıkılmadan sıramızı bekliyoruz.
Ve sıra bize geldi. İlk önce ne için alındığını bilmediğim 2 Euro’luk makbuz aldırdılar. Bu işlemden sonra aracın arka bagajına öylesine baktılar. Arka bagajda yiyecek maddeleri ve kapkacak olduğunu gördüklerinden üst jet bagajı kontrol etmediler. Sıra pasaport kontrolüne geldiğinde çok çetin bir günün başlangıcında olduğumuzun farkında değildik.
Her şey pasaport kontrolü ile başladı. Sırbistan polisi içeri girişimize izin vermiyordu. İstanbul’daki Yugoslav Konsolosluğu'ndan vize almamız gerekliliği üzerinde durdular. Ben, Dışişleri Bakanlığı'nın web sayfalarında yayınladığı sirküleri pasaport polisine verdim. Yazı Türkçe olduğundan bir tercüman bulduk. Onlar ile herhangi bir ortak dilimiz bulunmuyordu. Hudut polisi bir üst makamla cep telefonu ile irtibat kurdu. Bu konu için iki polis ilgilendi. Hatta iki kez daha telefon görüşmesi yapmalarına rağmen konuya açıklık getirilemedi. Pasaportu verdiğim ilk polis; “Hangi kentten olduğumuzu“ işaretlerle ve yarım İngilizce ile sordu. İstanbullu olduğumuzu söyleyince, ”Beşyüzevler, Beşyüzevler” diye iç geçirdi. Meğer eşi ile birlikte Beşyüzevler'deki akrabalarına gitmişler ve eşi bir daha dönmemiş. Adam hala dertliydi.
Bir not düşmek istiyorum. Dışişleri Bakanlığımızın Hırvatistan Cumhuriyeti ve Sırbistan-Karadağ Cumhuriyeti ile ilgili web sayfalarında vize konularına açıklık getirilmektedir. Bu iki Cumhuriyete ait web sayfalarında normal pasaportların geçiş vizesinin hudut kapılarından verildiğini, hususi pasaportlar için bulunduğu ülkeden vize alması gerektiğini yazıyordu. Fakat web sayfasının bir yerinde ise hususi (special) pasaportlar için vizenin 12.Ocak.2003 tarihinde kalktığını belirtiyordu. Biz de bu yazıya istinaden Prizren-Dubrovnik geçiş yolunu kısa olduğundan tercih etmiştik. Sırbistan-Karadağ hudut polisleri üzüntülerini bildirerek içeriye almadılar. Bu olayı gezi çerçevesi içinde hoşgörü ile karşıladık. Cakor geçidine doğru, Mustafa Sandal’ın kasetini koyarak nefis orman havası içinde arkamıza bakmadan dönüş yaptık.
Geziye çıkmadan evvel gerek Zagrep ve gerekse Dışişleri Bakanlığına e-mail göndermeme rağmen yanıt alamadığımı da belirtmek istiyorum.
Hudutta Sırp polisi Dubrovnik’e gidebileceğimiz yol rotasını harita üzerinde çizdi ve geçilecek kentleri sıra ile yazdı. Rotamız Pec üzerinden Mitrovica, Novi Pazar, Sjenica, Nova Varos, Titovo üzerinden Visegrad’dan Bosna Hersek Cumhuriyetine girerek Dubrovnik’e yol alabileceğimizi söyledi. Bu yol 148 km yapıyor ve Visegrad’dan Dubrovnik’e kadar da 250 km yol yapmamız gerektiğinden toplam 451 km yol almamız gerekmektedir. Demek ki fazladan 201 km yol katedeceğiz.
Pec’ten Mitrovica yoluna devam ederken trafik polisini karşımızda bulduk. Aracı sağ tarafa çekmemiz talep edildi. Trafik polisi, “kasaba içinde ve kent içinde araçların saatte 35 km hızla gitmeleri gerektiğini, bizlerin ise saatte 55 km hızla gittiğimizi“ sözlü bildirdi. Trafik suçu işlemiştik. Trafik polisleri araç dokümanlarını istediler. Demek ki Kosova Cumhuriyetinde bazı yerlerde hız limitini bildiren levhalar vardı ama biz görmemiştik. Eğer bir ülkeden geçiyorsanız o ülkenin kurallarına uymak zorundasınız. Polis, araç dokümanlarından sonra ceza yazmak için pasaportlarımızı talep ettiler. Bu arada hız kurallarını tekrar açıkladılar. Pasaportlarımızı gördüklerinde hiçbir şey söylemeden bizlere “iyi yolculuklar” dilediler.
Mitrovica Kenti
Mitrovica kent girişinin ana yolu moloz ve kumlar ile kapanmıştı. Mitrovica kentinde bulunan Sırp ve Arnavutlar bir türlü yan yana getirilemediğinden kent ikiye bölümmüş durumda. Savaşın en sert olduğu kent burasıdır. Kentin tam girişinden kent dışına doğru yol veriliyordu. KFOR ve UN 'in araçları çevre boyunca temkinli bir şekilde bekliyorlardı. Gösterilen yoldan devam ediyoruz. Ama nasıl? Öyle bir yol ki, aracın alt karoseri çukurluklardan dolayı zaman zaman toprak yoldan ses getiriyor. Engebeli yol bittiğinde sağa ve sola devam eden iki yol vardır. Bu yollar asfalttır. Aracı kenara çekerek arkamızdan gelen araç sürücüsüne, “Novi Pazar yolunun hangisi olduğunu” soruyorum. Yanıt olarak, “Her iki yolun da Novi Pazar’a gittiğini“ söyledi. Biz cangıl ortamından çıkmak için kent yönünün aksi tarafındaki yolu seçerek hızla uzaklaştık.
Yola devam ederken aniden karşımıza Kosova hudut kapısı geldi. Demek ki Kosova’dan çıkıyorduk. Pasaport kontrolünden sonra Kosova Cumhuriyeti'nden çıktığımıza göre Bosna Hersek Cumhuriyeti topraklarına girecektik. Hududu geçtikten sonra çok büyük bir baraj gölünün çevresinde ilerliyoruz. Uzun ve kısa bir çok tünelden geçiyoruz. Gölün kenarındaki tünel ve köprüleri geçtikten sonra ileride bir hudut kapısı görüyoruz. Göl ve çevresi tamamen iki hudut arasında olduğuna göre hangi ülkeye ait olduğunu kestiremedim. Göl boyunca yol en az 7-8 km devam ediyor.
Geldiğimiz hudut yakınında Mulicija kasabası bulunuyor. Hudut kapısına yaklaştığımızda hakikaten soğuk terler vücudumdan boşaldı. Bosna Hersek Cumhuriyeti'nin hudut kapısını beklerken karşımıza Sırbistan-Karadağ Cumhuriyeti hudut kapısı çıkmasın mı? Eyvah, yeniden geriye tornistan. Gümrük polisi arka bagaja baktı. Üst jet bagaja bakmadılar. Sonra pasaportları kontrole götürdüm. Pasaport bilgilerini not aldılar ve beklemediğimiz bir tarzda, “iyi tatiller” diyerek bizleri uğurladılar. Sırbistan–Karadağ Cumhuriyeti'ne giriş yaptık. Cakor geçidinde giriş vermeyen Sırbistan polisi Mulicija’da giriş veriyordu. Eğer Mitrovica’dan sağ taraftaki yolu seçseydik. Bu şansa sahip olmayacaktık.
Mitrovica’dan 87 km sonra Berane kentine çam ağaçlarının mis gibi kokuları arasında geldik. Berane’den sonra dağ tırmanışı başlamaktadır. Berane–Kolasin arasındaki zorlu 44 km 'lik yolun 24. km 'sinde 1960 metre yüksekliğe çıkıyoruz Berane kentinden Podgorica’ya kadar olan yol boyunca tabiatın tüm güzelliklerini görüyorsunuz.
Karadağ Milli Parkı
Fevkalade muhteşem manzara karşısında Karadağ’ın tabiatına hayran kalacaksınız. Kolasin’de dağ eteklerine vardıktan sonra yolumuz Tarı ırmağı boyunca Matesevo‘dan Mokro kentine kadar devam ediyor. Yolumuz ırmak kenarından ayrıldıktan sonra tekrar Stejepova’dan Podgorica’ya kadar inişimizi gerçekleştiriyoruz.
<<< Yeniliklerden haberdar olmak için
|
© 2003
www.1de1.com