|
Avrupa'da Kamping |
||||||
|
[10]
Torri
del Benaco (VR) ‘da üç kişi ve çadır yeri için 48.000
Liret’e yer bulduk. Bu kez kamping sahibi ile pazarlığa ben
gittim. Kızım benim kadar sıkı pazarlık yapamıyor. Velhasıl,
diğer kamping sakinlerine söylememek kaydıyla 40.000 Lirete işi
bağladım. Göl
kenarında tam dinlenilecek güzel bir yer. Sahil boyunca Lazise,
Bardoline ve Garda'yı geçtikten sonra ulaşılıyor. Dikkat
edildiğinde seyahatlerimizi yaparken, gezilen tarihi ve turistik
şehirlerden sonra yalnız dinlenme ile geçirilecek yerleri seçiyoruz.
Yorgunluklardan sonra tamamen istirahat edilirse sinirler de yıpranmıyor. Kaldığımız
kampingin internette bir sitesi olmamasına rağmen aşağıdaki
yardımcı bilgileri yazıyorum.
Kamp yaşamı
Yanımızdaki lokantada saat 22:00 ‘ye doğru müzik başlıyor. Çok yüksek desibelde olmayan, fakat kampinge kadar gelen sesi rahatsız olmadan dinliyorduk. Tekirdağ rakısı ile sarmaş dolaş olduğumda lokantadan Tarkan Tevetoğlu'nun "Öpücük" şarkısını duymayalım mı? Bir iki adımda lokantaya gittim. Herkes müziğin ritmine ayak uydurarak Tarkan gibi dans ediyordu. Saat tam 24:00 ‘de müzik durduruldu. Yemek yiyerek müzik dinleyen ve oynayanlar şen kahkahalarla evlerine gitmeye koyuldular.
Lago Di Garda'da gün batımı Kamping göl kenarına sekiz metre uzaklıkta. Arada beş metre genişliğinde asfalt sahil yolu bulunuyor. Göl kenarında kum bulunmuyor. Su ise tertemiz ancak çok sıcak sayılmaz. Alp'lerin kar ve yağmur suları bu göle döküldüğünden her zaman tertemiz. Genelde üst kısımlarında mayo olmayan bayanlar sere serpe güneşleniyorlar.
Lago Di Garda sahili Günlük
masrafları tekrardan hesap ettik. Tam olarak bir ay içinde 1.000
Dolar harcama yapmışız. Yola çıkmadan evvel hazır çorba,
tuz, şeker, zeytin, pirinç ve konservelerin toplu miktarda alınması
masrafların az olmasını sağladı. Bu arada, ekstra alış verişlerin
de bu hesabın içinde olduğunu belirteyim. İnsan Avrupa'ya çıkınca
ilginç şeyler elbette satın alacaktır. Bir ayda harcadığımız
bu para ile tur düzenleyen firmalar beş gün için kişi başına
500 Dolar teklif ediyorlar. Biz daha çok görerek ve daha çok
gezerek daha az para harcıyoruz.
Araba ve çadırlar birarada Garda
Gölü’nden ayrılma zamanı gelince yola koyulduk. Garda Gölü’nün
doğu tarafını takip ederek Peschiera'ya kadar trafik yoğunluğuna
uyarak yola devam ettik. Garda Gölü kesinlikle tatil yapılacak
çok güzel bir yer olup İtalya’nın belki de en gözde tatil
mekanıdır. Alpler’den gelen kaynak ve kar suları gölü
besliyor. Gölün kuzeyinden, Riva‘dan gelen sular tam güneyde
Peschiera‘da regüle edilerek, Po ovasına bırakılıyor. Su
hep aynı seviyede ve temiz kalıyor. Her
zaman olduğu gibi devlet yolunu tercih ederek sırayla; Brescia,
Cremona, Piacenza, Voghera, Aleksandre, Asti ve Alba yoluyla
Cuneo'ya geldik. Programa göre Cuneo'da kalacaktık. Zinde olduğumuzdan
yola devam ettik. Gezi
yazımızla ilgisi olmayan fakat dikkat çeken bir durumu yazmak
İstiyorum. Garda Gölü’nden sonra Alba'ya uğramıştık. Asti
- Alba arasında siyahi kadınlar pazarlanıyordu. Alba'dan
Cunea'ya kadar da beyaz ve sarışın bayanlar bulunuyordu. Her
taraf polis doluydu ve bu işler onların kontrolünde oluyordu. Saat
24:00 ‘de Ventimiglia'ya geldik. Cunea ve Ventimiglia arası
tabiatı, geziyi ve macerayı sevenler için çok güzel bir
parkurdur. Cunea'dan sonra dağları tırmanmaya başlıyorsunuz.
Nefis bir hava. Temiz havayı derinden içinize çekiyorsunuz. İnsan
birden dinçleşiyor. Cunea'dan sonraki üç saatlik yolda su
seslerinin ağır bastığı tabiat arasında yol alıyorsunuz.
Yolda birkaç tane de elektrik santrali gördüm. Zorlu
yokuş Fransa hududuna kadar devam etti. Zaman zaman yağmur yağdı.
Fransa ve İtalyan hudut kapılarında hiçbir görevli
bulunmuyordu. Fransa'ya üç kilometrelik çok eski bir tünel ile
giriyorsunuz. Otolar karşılıklı olarak aynı anda tünele
girmiyorlar, trafik ışıkları ile geçiş yapıyorsunuz. Tünel
çimento kullanılmadan, koca dağ delinerek yapılmış. Fransa
hududunu geçtikten sonra Tende‘ye uğruyorsunuz. Buradan tekrar
İtalya'ya girmek için üç veya dört köy geçiyorsunuz. Gördüğümüz
köylerde insanlar cafelerde oturmuş bira veya şaraplarını
yudumluyorlardı. İtalya'ya girişte yine memur bulunmuyordu.
İş olsun diye binaları vardı. Ventimiglia'ya geldiğimizde
polis merkezinin önüne arabamızı çektik ve uyumaya başladık.
Ventimiglia; Fransa'nın Menton şehri ile komşudur ve Monte
Carlo'ya 7 kilometre uzaklıktadır. Sabahleyin internet aracılığı ile öğrendiğimiz Camping Roma‘ya gittik. Kampingin bekçisi ayaktaydı. Bizim şartlarımıza göre 80.000 Liret istedi. Kamping sahibi olmadığından pazarlığa girişmedim. Zaten 80.000 Liret'te pazarlık yapsan nereye kadar düşüreceksin ki?
Ve
yine ; www.guideweb.it ' ten aldığımız adreslerden vazgeçtik. Programımızı değiştirerek günlük olarak Menton, Monte Carlo, Nice ve Cannes‘a gitmeye karar verdik. Burada kamping için harcayacağımız paraları hediye için ayırmayı kararlaştırdık.
Nice'den muhteşem bir gece görüntüsü
Nice sahili
Nice
şehir içi Monte Carlo'ya gelmeden bir tünel çıkışı, ufak bir park yerinde kahvaltımızı yaptık. Burada karavanlı bir İtalyan ailesi ile tanıştık. İtalyan aile "Fransa dolayısıyla kamping fiyatlarının çok pahalı olduğunu" ifade ettiler. Bu arada İtalya sınırı içinde Latte’de bir kamping olduğunu, buradan fiyat alabileceğimizi söylediler. Latte’ye gittik. Kamping demeye bin şahit gerekir, fiyatlar da yüksekti ve çok kalabalıktı. Dünyanın kerizi biter mi?
Cannes sahili
Cannes
limanı Günlük
olarak Fransa'da belirttiğim şehirleri gezdik. Çok geç vakit
Ventimiglia'ya döndük. Bu arada kızım, St. Luis 2 stadının
önünde Georges Hagi'nin forması ile fotoğraf çektirdi. Stadın
etrafını iki kez döndük. Nice kentinde bir cafede ihtiyacımızı
gidermek istedik. Fakat bayan garson, "Bir şey içmezseniz
tuvaleti açmam" dedi ve de öyle oldu. Monte Carlo'nun,
sahili ve modern mimarisiyle bir hayal şehir olduğunu belirtmek
isterim. Birkaç gün de Ventimiglia rıhtımında kalarak bol bol
denize girdik. Cumartesi
günü sabah erkenden Ventimiglia'dan yola koyulduk. Akşam saat
19:00 ‘da ancak Sarzana'ya gelebildik. Ventimiglia'dan başlamak
şartıyla 250 kilometrelik yol boyunca SS1 yolunun sağında ve
solunda ufacık park edecek yer bulamadık. Tatil olduğu için
herkes erkenden denize koşmuştu. Motosikletler diğer araçlardan
daha fazlaydı, park sorununu hallediyordu. Şehir içinde araç
geçişlerinde çıldırasım geliyordu. Her yaya geçişinde sürülerle
geçen insanlar yavaş yavaş yürüyorlardı. Beklemek zorundasınız. Araçların
azami hızı; şehir içinde saatte 50 kilometre, şehir dışında
saatte 90 kilometredir. Şehir dışı yollar devamlı inişli çıkışlı
ve virajları bol olduğundan, aracımızı bu hızlara uyduramadım
ve arkadan devamlı korna yedim. İtalyanlar aracının sağa sola
vurmasından hiç çekinmiyorlar. Basıyorlar gaza ve bir yerde
kaza yapıyorlar. Polise haber verip hadi eyvallah diyorlar. Zaten
hepsinin arabaları vuruk. Hafta sonunda devamlı koşturmaca içindeler.
En çok duyulan ses ambulans sesi. Yanınızdan geçen bir
ambulansın sesi, kazaya gittiğinin sinyalidir. Zaten biraz sonra
kaza ile karşılaşıyorsunuz. Devamlı hız yapan sonunda
kazadan kurtulamıyor. Sonra da ölen kişilerin aileleri kaza
yerlerine çiçek bırakıyorlar. Bol ölümlerle otomobil satıcıları
iyi para kazanıyorlar. Tatil
dolayısıyla yollar otomobil, bisiklet ve motosiklet kaynıyor.
Bisikletleri spor amaçlı kullanıyorlar. Tepelerindeki yanıcı
güneş altında hareket eden bisikletlilere saygı duyarak yavaş
yol alıyoruz. Yol boyunca bilhassa Alman plakalı karavanların,
kamping dışında kaldıklarını, yol kenarlarında denize yakın
park ettiklerini görebilirsiniz. Ucuz tatil geçiriyorlar. Ventimiglia'da
kaldığımız, balıkçıların barınaklarının bulunduğu
deniz kenarında iki Alman bir de Fransız plakalı karavan vardı.
Hep beraber bol bol denize girerek güneşlendik. Ventimiglia'da
limanda bir İtalyan genç, aracımızın plakasını merak
ederek, "Hangi ülkedensiniz?" diye sordu. Kendisi
muhasebeciymiş, Fransa'ya hudut olmaktan dolayı memnun olmadığını,
çok pahalılık olduğunu belirtti. Ventimiglia'daki Roma Camping‘inin
fiyatını söylediğimizde inanamadı. Fransa'nın Riviera
sahillerinin pahalılığının kendilerine yansıdığını
belirtti. Yol
üzerinde Savonna‘ya yirmi kilometre kala bir süpermarkete
girdik. Öğlen olmuştu. İçecek soğuk bir şeyler almayı düşünüyorduk.
Süpermarkette birkaç standda tadımlık pizza, pasta ve peynir
ikram ediyorlardı. Tarto'lar pek güzeldi. Burada karnımızı
doyurduk. Market çok kalabalık olduğundan bizim yiyeceklere hücum
tarzımız dikkati çekmiyordu. Çıkışta bir bayan 2 litrelik
su verdi. Reklam için takdim edilen bu buz gibi sudan bir şişe
daha alarak hemen içmeye koyulduk.
Diğer yazılarımızdan ve gelişmelerden haberdar olmak istiyorsanız lütfen TIKLAYIN Düşüncelerinizi, önerilerinizi, isteklerinizi, bilgi ve görüşlerinizi bizimle paylaşmak istiyorsanız lütfen TIKLAYIN
|
© 2002
www.1de1.com