|
Sagalassos'a Gezi |
|
Bu yıl da Antalya' da tatilimizi geçirmeye karar verdik. Bir yılın yorgunluğunu; denize girerek ve kumsalda güneşlenerek üzerimizden atacağız. Eski gezilerimizin lezzeti, beynimde tatlı düşler çağrıştırıyor. Yolumuz üzerindeki Sagalassos Antik Kentini bir kez daha gezmek istiyoruz. Yıllardan beri Sagalassos'ta devam eden kazılarda, her yıl yeni bir yaşam alanı ve buluntuların meydana çıkması bizlere heyecan veriyor.
Sagalassos antik kenti site görünümü
Yola çıkmadan evvel Lada Samara'mızın yaz bakımı dolayısıyla motor yağı, fren yağı, soğutma suyu, silecek suyu ve lastik havalarını kontrol ederek, hava ve benzin filtreleri ile bujileri değiştirdik. Daha ne olsun!
İzin verirseniz, yeri gelmişken aracımızdan bahsetmek istiyorum. Lada Samara'mız 1992 model olup çok hınzır bir karaktere sahip. Uzun zamandır birlikte yaşadığımızdan oldukça iyi anlaşıyoruz. Bu model aracımız herkeste olmadığından, hatta piyasada olmamasından dolayı, bizleri kıskananların çok olduğunu biliyorum. Yüz yetmiş bin kilometreden fazla yol kat etmesine rağmen çok önemli bir rahatsızlığı olmadı. Motorun; piston, segman ve gömlekleri tam uyum sağladığından zaman zaman oldukça hızlı yol alıyor.
Hınzırın performansından bahsetmek için, şu anda anlattığım anıdan beş yıl sonra gerçekleşen bir olayı yazmak istiyorum. Yine bir tatilde, aracın arka ve üst bagajları dolu olarak Alp dağlarında 2.108 metre yükseklikteki Gotthard'a tırmanıyoruz. Dağ tırmanışında geniş kasalı ve son model araçlar virajları zor dönerken, bizimki yılan gibi kıvrılıyor. Alp dağı geçidine 300 - 400 metre kala yol eğimi %15 kadar. Bu bilgiyi İsviçre haritasından aldık. Yani, bu araç ve bu yük ile bile bile lades yapıyorduk. Ancak birinci vites ile tırmanıyor, sert dönümlü virajları alıyoruz.
Motorun ısınmasını önlemek için ilk iş olarak motor soğutma pervanesini çalıştırdım. Her an motorda bir sorun çıkmasını bekliyorum. Bir ara, "bir araç bizi çekerek yukarıya çıkarsa" diye hayal kurdum. Hatta, İsviçre ADAC sigorta şirketine telefon ederek yardım isteyebileceğimiz aklıma geldi. Zaman zaman "ha gayret yavrum" diyorum. Her an motor contaları yanabilir, çok zorlanıyor. Motor ısısı arttıkça, yüzüm sararmaya, vücudum ateş püskürmeye hız veriyor, her tarafımdan ter fışkırıyordu. Motor ile bedenim uyum içinde çalışıyordu. Baktım ki olmuyor, son çareye başvurdum. Yaz mevsiminde aracın kaloriferini çalıştırmak zorunda kaldım. Artık hanım ve kızı düşünmüyorum. Yolda kalacağız, billahi. Araç kurtulursa hepimiz kurtulacağız. Tüm pencereler açıldı. Yaz ortamında aracın içi hamam gibi oldu. "Bir kesemiz eksik" diye espriler başladı. Motor ısısı, göstergeden takip ettiğim kadarıyla birdenbire düştü. Motor öksürmeden yola devam ederek, tepe geçide çıktık. Dağın tepe geçidine vardığımızda Lada' yı stop ederek, kaputu açtım. Zor bir görev gerçekleştirilmişti.
Geçit Bar'a giderek soğuk birer içecek aldık. Araç ve bizler bir müddet dinlenmeliydik. Bu molada araca haksızlık ettiğimin farkına vardım. O motor homurtularından dolayı hatalı olduğumu anladım. Aracımız benzin de kullanmasına rağmen o yokuşta LPG ile yol almıştık. Benzinli aracın çekiş gücü LPG' li araca göre % 28 daha fazla olduğundan, hatalı kullanımdan dolayı motoru zorlamıştım. Bundan böyle, devamlı ve zorlu rampalarda aracımızı benzinle kullanıyoruz. Bu tür yol şartlarında aracımızı birkaç kere denedik ve başarılı olduk. Artık tatil yazımıza başlayabiliriz.
Haftanın ilk gününde trafik sakin olur düşüncesi ile sabahın köründe yola çıktık. Güneş tepeye çıkmadan bir kaç on kilometre yol almak istiyorum. Kozyatağı'ndaki Carrefour'un arka tarafındaki Türk Petrol'dan, benzin deposu kapasitesi olan 42 litre benzin tamamlanarak İstanbul - Adapazarı otobanına keyifle girdik. Sabah çok erken kalktığımızdan kahvaltı yapmamıştık. Gerekirse daha önceki yıllarda yaptığımız gibi, ileride uygun bir yerlerde kahvaltı işini halledebilirdik. Bir süre sonra hava sıcaklığını hissetmeye başladım. Güneş tam gözüme yatay vaziyette vuruyor. Siperliği indirerek ve hafiften müzik dinleyerek yolumuza devam ediyoruz.
Bizim araç saatte 90 kilometre hızla gittiğinden, diğer tüm araçlar bizi solluyor. Kurallara uymak hoşumuza gidiyor. Akıllı insanlar; hızlı yaşar ve de hızlı giderler. Otobanda gidiyoruz ama her taraf kalitesiz asfalt, çukurlar sürüşümü zorlaştırıyor. Devlette bu durumu bildiğinden saatte 125 kilometre hıza izin veriyor. Bazı saygıdeğer vatandaşlarımız saatte 150 veya 180 kilometre hızla gidiyorlar. Bazen sol şeritten "vınnn" sesiyle geçen araçta; beyaz gömleğini giymiş olarak, Bakırköy Ruh ve Akıl Sağlığı Hastanesinden emekli ve rahmetli Mazhar Osman'ın torunlarına tedavi olmak için uçan tosuncuklar görüyorsunuz.
Otobanda kısa huzmeli farları, tek gidiş-gelişli yollarda ise uzun huzmeli farları yakarak gidiyoruz. Genelde farları bir dikkat aracı olarak kullanıyoruz. Bazı vatandaşlarımız farlarını yakmıyorlar. Hiç korkmasınlar ay sonunda araçta elektrik kullandı diye fatura gelmeyecektir.
Adapazarı çıkışına yakın, sıcak fazla ağır bastığı anda, kahvaltımızı yapmak için otoban kenarındaki benzin istasyonuna aracımızı çekerek bir ağaç altına geçtik. Eşim piknik tüpünü bagajdan alarak çay yapmaya başlarken, kızım da yer sofrasını hazırlıyor. Masa, sandalye gibi teferruatı çıkarmıyoruz. Ben de buzdolabından aldığım yiyecekleri servise hazır hale getiriyorum.
İstanbul - Burdur arasındaki 600 kilometrelik yolu, uzunluğunu düşünmeden, araç bize, biz de araca uyarak yola devam ettik. Osmaneli ile İnönü arasını gayet keyifli gidiyoruz. Sakarya Nehri boyunca yemyeşil orman kenarından, temiz hava soluyarak Kütahya'ya geliyoruz. Adapazarı'ndan Burdur' a kadar birkaç kez mola verdik. Burdur'a yaklaştığımızı, aracın benzin göstergesinden anlıyorum. Benzin ikaz lambası devamlı yanıp sönüyor. Deneyimlerimden 42 litre benzin ile İstanbul'dan Burdur'a vardığımızı biliyorum. Kente girmek için, kent merkezini gösteren levhaya uyuyoruz. İki katlı evleri geçtikten sonra, cadde ortasındaki göbekten sola dönerek, karşı tarafta bulunan benzin istasyonuna giriyoruz. Artık akşam olmak üzere, saat 18:00. On iki saatlik yorucu yolculuğa son veriyoruz. Bu yorgunlukla daha fazla yola devam edemezdik.
İstirahat etmek ve uyumak için üç seçeneğimiz vardı. Bunlar; Yeşilova'daki Salda Gölü kampingine gitmek, bir otelde kalmak veya araçta uyumak. Daha evvelki deneyimlerimizden ve parasal durumu göz önüne alarak otelde kalmıyoruz. İkinci şık; Burdur merkezden 35 kilometre uzaklıktaki Salda Gölündeki kampinge gitmek.
Salda Gölü
Benzin istasyonunda aracımıza benzin alırken görevli ile konuşuyoruz. Ben, "Salda kampingi nasıl, orada kalabilir miyiz?" diye soru yöneltince görevli, "Abi ne diyorsun, çam ağaçları içinde, mis gibi hava , kamping çevresinde beş - altı tane müzikli lokanta, devamlı müzik yapıyorlar" diye yanıtladı. Bunun üzerine birkaç yıl evvel Salda kampingdeki anımızı hatırladım. Çam ağaçları arasındaki kampingi ilk gördüğümüzde çok hoşumuza gitmişti. Kamping çevresinde evler bulunmuyordu. Yalnız, kamping girişinin karşısında bir adet müzikli lokanta vardı. Müzikhol diye ifade edebiliriz. Müzikholün pencerelerinde büyük boyda şarkıcı posterleri dikkati çekiyordu. İlk gecemizde saat 21:00 'den itibaren müzikholden yüksek desibelde müzik sesi gelmeye başladı. Gece yarısından sonra çekilmez hale geldi. Kamping müdüriyetine giderek durumdan şikayetçi oldum. Kamping sorumlusu, "bugüne kadar bu konuda başarılı olamadıklarını" açıkça söylüyordu. Yetkili son olarak, "eğer her gece devam eden bu müzikten rahatsız olacaksak, Yeşilova Jandarma Komutanlığı'na şikayette bulunmamız gerektiğini" söyledi.
Ertesi gün, uykusuzluktan yorgun kalkarak, gözüm kapalı olarak kahvaltı yaptıktan sonra Yeşilova Jandarma Komutanlığı'na gittim. Kibar komutan bir çay ısmarlayarak bana "gece on ikiden sonra müzik yayınının yasak olduğunu" belirtti. Memnuniyetle kampinge döndüm. O gece müzik saat 01:00 'e kadar devam etti. Kampingdeki üçüncü günümüzde, saat 21:00 'de yine bangır bangır müzik başladı. Gece saat 23:00 'den sonra da sanatçılar sıra ile sahne alarak şarkı ve türkü söylediler. Kampingde uyku saatimizi mecburen geç saatlere alarak, yaşam programımızda değişiklik yaptık. Bir ara saatin 02:00 olduğunu fark ettim. Kafamı yiyecektim, sinirlerim gerildi. Kendimi yatıştırmak için göl kenarında turladım. Sonra müzikli lokantaya gittim. Ne göreyim! Bana "gece saat 24:00 'den sonra müzik yapamazlar" diyen yetkili baş masada oturuyordu!
O gün, bu gün Salda Gölü çevresinden geçmiyorum. Burdur'daki benzin istasyonundaki kişinin dört beş adet daha müzikli lokanta açıldığını iletmesi üzerine, Salda Gölü kamping sakinlerinin, müzik kirliliği yüzünden feryat ettiklerini kolaylıkla tahmin edebiliyorum. Demek ki bu gece kampingde ve otelde kalmayacağımıza göre, geriye kalan tek seçenek olan benzin istasyonunda araç içinde uyuyacağız. Uyku tulumlarımızı üzerimize çekerek uyuduk.
İnsuyu Mağarası
Sabah erkenden uyandık ve Burdur devlet karayoluna çıkarak tepeye doğru tırmandık. Daha hava yeni yeni aydınlanıyordu. Burdur İnsuyu Mağarasını geçtikten sonra Ağlasun tabelasını görerek ana yoldan sol taraftaki yola saptık. Uzun müddet Ağlasun'a kadar ağaçlar arasından yolumuza, Sagalassos tabelasına kadar devam ettik. Sol tarafa dönerek, dağda kıvrıla kıvrıla dağın tepesindeki Sagalassos Antik Kentine vardık.
Sagalassos'daki Anfi Tiyatro
Bouleuterion
Banyo kalıntıları
Etrafımızda canlı emaresi yoktu. Her taraf derin sessizlik içindeydi. Kocaman; kızıllı sarılı güneş daha Sagalassos Dağının yüksekliğine erişememişti. Aşağıda Ağlasun kenti sisler içindeydi. Bu antik kente dördüncü kez geliyoruz. Her gelişimizde ayrı bir heyecan duyuyoruz. Bu kez, sizlerin de buraya gelmenizi, burası ile özdeşleşmenizi arzu ediyoruz.
Diğer yazılarımızdan ve gelişmelerden haberdar olmak istiyorsanız lütfen TIKLAYIN Düşüncelerinizi, önerilerinizi, isteklerinizi, bilgi ve görüşlerinizi bizimle paylaşmak istiyorsanız lütfen TIKLAYIN
|
© 2002
www.1de1.com